En eski Türk kâğıt süsleme sanatlarından olan Ebru’nun bilinen ilk adı Orta Asya dillerinden Çağatayca’da “hare gibi, damarlı” anlamına gelen ‘EBRE’ kelimesinden türemiştir. İpek Yolu ile İran’a gelen sanat, burada ‘abru’ (su yüzü) veya ‘ebri’ (bulut, bulutumsu) olarak nitelendirilmiştir.

Osmanlı döneminde kullanılan “ebri” ismi, son yuzyılda Türkçe’de ebruya dönüşmüştür. M. Uğur Derman Hicri 962 – Miladi 1554 tarihli, üzerinde Malik-i Deylemi’ye ait kıt’anın bulunduğu bir ebruyu, bilinen en eski ebru olarak göstermektedir.

İslâm bezeme sanatlarının hazırlanış tekniği itibariyle en cazibi ve süratli netice alınanı olan ebruculuğun menşei hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. Ebru bir tekne içerisinde, kitre ile yoğunluğu arttırılmış su üzerine, at kılı fırçayla, topraktan elde edilmiş boyaların serpilip, desenlerin kâğıda alınmasıyla elde edilir. Her boyanın içerisine yeterli miktarda sığır ödü katılır. Kitre ve sığır ödü, boyanın suyun dibine çökmemesi içindir.

Battal ebru, Gelgit ebru, Şal ebru, Hafif ebru, Bülbülyuvası, Taraklı ebru, bilinen en eski ebru çeşitleridir. Çiçekli Ebrular sanat tarihimizde “Necmettin Ebrusu” adıyla tanınır.

Kâğıt üzerine kalem veya fırça olmadan resim yapma sanatı da diyebileceğimiz Ebru’nun en önemli özelliği hiçbir zaman aynı biçimde şekillenmemesidir…